Sayfalar

1 Ağustos 2013 Perşembe

Kitaplı oyunlu etkinlik buldum!

Yazın aynı şeyleri yapmaktan bıkkınlık geldi artık. Normalde zevkle yaptığım şeylerin bile batması sinir bozucu. Tabi burada ailemin de payı büyük maalesef, ilgilenme ile yasaklama eylemlerini kardeş sanmalarından ötürü biraz sıkıntılıyım uzun zamandır.
Herneyse, şurada en azından kitap okumayı daha istekli yapmamı sağlayacak bir etkinlik var. Biraz geç gördüğüm için de sadece 2 ayım var, aman! Bi an önce okumaya başlayayım ben ^__^
Listem de şurada dursun şöyle:


Canımın istediği kitap: Dövüş Kulübü/Chuck Palahniuk/215 sayfa/Ayrıntı Yayınları/5 puan
150 sayfadan kısa kitap:Elektra/Sophokles/57 sayfa/İş Bankası Yayınları/5 puan
10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara.
-Renklerden Mor
10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara.
-LOTR-İki Kule
15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
-Ray Bradbury-Fahrenheit 451
15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
-Jack London- Vahşetin Çağrısı
20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
-Platon-Diyaloglar
20 puan: Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara.
-Lydia Brüll- Japon Felsefesi
Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği kitap: Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar/-Aristophanes-/370 sayfa/İş Bankası Yayınları/20 puan
25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
-Lovecraft-Toplu Eserleri
25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.
-Bilgesu Erenus olacak büyük ihtimalle henüz edinmedim kitabını ama.
30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara.
-Bukowski olur bu da. Okumadığım bir kitabını bulmak var şimdi de...

25 Temmuz 2013 Perşembe

Söylenecek çok fazla şey vardı "Gezi" konusunda; herkes bir şeyler söyledi, ben de söyledim yeri geldiğinde farklı yerlerden.
Yediğimiz gazlar haricinde ufak bir problemimiz daha var: İletişimsizlik.
Halen daha taraflar birbirlerini algılamakta güçlük çekiyorlar, herkes kendi fikrine uyan kişiler ve yazıları okuyup uymayanlar "Ayh sinirden ellerim titriyo akepeli olanlar lütfen beni silsinler" diyip sonra empati beklediler. Adamlara hakaret etmeden önce karşındakinin fikirlerindeki noksan ve hatalı kısımlara değinsen daima aynı savunma konularıyla karşıma çıkmazlardı belki. Ben yapamadım ama 1 kişi daha kazanırdık belki.(Olaylar süresince ve devamında lise arkadaşlarım dahil çok fazla kişiyle tartışmaya girdim bak kardeşim o öyle değil böyle diyerekten, fakat öyle acıklı cevaplarla karşılaştım ki bir süre sonra mecburen pes etmek zorunda kaldım.)
En basitinden daha geçen gün Ateist bir sayfada karşıt görüşlü birisinin sorduğu "Neden dünyadaki bütün arıların altıgen yaptığını ve altıgen yapmayı onlara kim öğretti peki?" tarzı bir soruyla karşılaştım.
Altındaki cevaplarsa "Kuranda yazmıyor mu ona baksana" "git biraz Darwin oku emek yoksa yemek yok her şeyi biz mi söyleyeceğiz" gibisinden şeylerdi. Ateist değilim, hatta Ateistlerden pek hoşlaşmam genellikle; fazla dogmatikler... Neyse bu başka bir konu.
Beklediğim türden insan gibi cevapsa tee aşağılarda minicik bir yerde kalmış ve soruyu soran vatandaş da insanca teşekkür etmiş cevabı veren kişiye.
Sonraki paylaşımlarsa yine pek acıklı...

Konsepte Aykırı'daki bu yazı bence durumu oldukça özetlemekte(bazı kısımlarına katılmasam da) okumanızı tavsiye ederim, verimli olacağı kanaatindeyim.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Yokluk içinde şarap tıpası açma maceramızı anlatmak isterim. İnternette baktık da hep bir yere vurarak açma çabaları var. Yurtta olduğumuzdan malum daha az ses çıkaracak yöntemler geliştirdik, ihtiyacı olan olabilir diye de anlatmak istedim.
Ayakkabı veya yastıkla vurmayı denedik ama sesten ve şişenin kırılma riskinden korktuk açıkçası. Bıçak, çatal gibi aletleri de tıpayı içine kaçırma riskinden dolayı fazla kurcalamadık.
En son ulaştığım yöntem şöyle oldu:
-Önce makasla tıpayı biraz deldim.
-Sonra bi çivi edinip tıpaya tahta tarağı kullanaraktan çaktım.
-Sonra kerpeten niyetine makas kullanarak vidayla birlikte tıpayı kaldırdım.
Bu kadar. Artık siz de tirbüşonsuzlukta şarap zevkinden mahrum kalmayacaksınız, dermişim bi de.
Vize haftası çok çalışıyoruz, ondan bu hallerim..

25 Mart 2013 Pazartesi

Seni rahatsız eden, sürekli peşinde olan düşüncelerden arınmanın en etkili yolu sanırım düşünmeye vakit bulamayacak kadar yoğun olmak.
Yeni kulüplere üye olmak, yeni ortamlarda bulunmak, başkaları için bir şeyler yapmak(kullanılmak değil tabi) ve bencillik etmek istenirse eğer daha önce yapmadığın şeyler yapmak.... daha da uzar gider bu.
Şimdilik hayatım yolunda gidiyor gibi-tabi nakit sıkıntısını saymazsak-
Üst sınıf derslerine girmeye başladım, hatta diğer bölümlerin derslerine de giriyorum denk gelirsem.. Başka başkaa... Ha deli gibi film izliyorum. Önceden bahsettim mi bilmiyorum da(yüksek ihtimal sözünü etmişimdir defalarca) kendime çeşitli listeler hazırladım ve listelerin üstünü çizdiğimde değişik bi haz alıyorum. Tabi istikrarı sağlamak biraz sıkıntılı ama olsun, ben beni böyle kabullendim.
Etrafınızdaki insanlar da sizi kabullenebilecek potansiyele sahip olduklarından işler daha da güzelleşiyor tabi. Önceki öğrenim hayatımda böyle insanlar çok çok azdı. Neyse acıtasyonun sırası değil.

Ha bir şey daha: Eğer ki birisi size karşı bir hata yaparsa, sakın "ben onu değiştiririm" veya "zamanla hatasını anlayacak ve tekrarlamayacak" yanılgısına düşmeyin. Sakın. İnsan ırkının baskın özelliklerindendir değişmemek. o öz, cevher artık herneyse değişmiyor anacım.

Kendine çok iyi bakıyosuun öpüyosun.

28 Şubat 2013 Perşembe

Bugün çok ilginç bi gündü. Neden bilmiyorum ama çok ilginçti. Önce sabah kalktığımda(sabah dediğim de öğlen 1 falan) elime bıçağı aldım ve az daha çok malca bi şekilde kendimi yaralıyodum. Sonra montum yerine bornozu giyip çıkacaktım dışarı. Neyse sağ salim ulaştım okula. 11'deki derse hoca nasılsa ilk hafta girmez diye gitmedim ve ben yokken hoca ders işlemiş. Haftaya gelmeyecekmiş ama, iyi mi? Bir sonraki derse girmek için gitmiştim okula onda da millet tüydüğü için hoca ders işlemedi. Ben de okulda yeni yerler keşfetmeye falan çalıştım.
Bunları da niye anlattım bilmiyorum. İlginç bi gün işte dediğim gibi.
Bu arada kendime okunacak kitaplar ve izlenecek filmlerin listesini hazırladım. Her biri 100 kitap ve filmden oluşuyo bakalım ne zaman bitiririm. Nitekim bahaneyle deli gibi film izliyorum, keşke yurdun interneti de hızlı ve düşmeye meyilli olmayaydı da doya doya, keyif ala ala izleyebilsem...
Bi de kısa süreli(yaklaşık 1 gün) bi çalışma maceram oldu. Ancak hiç de beklediğim gibi olmadığı için girdiğim gibi çıktım işimden. Hem anlaştığımız pozisyonun dışında da işler verdiler hem de bütün gün ayakta ve koşturuyo olmak kartondan bedenimi mahvetti. Haftanın her günü bu eziyeti çekebilmem mümkün değildi. Maaşı falan çok güzeldi ama bununla birlikte parayı harcamaya zaman bulamayacaktım. Çulsuzluk daha cazip geliyo şimdilik.
Hayatında hiç çalışmamış biri olarak direk hard level'dan başlamam iyi olmadı bencesi. Ya da yetenek özürlü bi denyoyum belki de. Kim bilir...
Tıp benim için de bi çare bulacaktır mutlaka...

Fikirler ve değerleri hakkında metodik bir yazı. Ya da onun gibi bir şey..

Geçen gün Karşı Kaldırımdaki ile geçen muhabbetimizin kısacık bi bölümünde 'fikirlerin değerleri' konseptli ufak bi tartışma yaşadık. Birçoğunuzun da arkadaşıma katılacağına eminim ki onun düşüncesi her fikrin değerli olduğu yönündeydi. Maalesef ben buna katılmıyorum. Benim için her fikir değerli değildir ve her fikir saygıyı haketmez. Teknolojiyle birlikte artık çağımızdaki bilgi kirliliği ve bunun getirisi olarak "Beyni yok fikri var"(özet olarak) akımı kaçınılmaz oldu. Her insanın kendine has veya çalıntı fikirleri var ama hepsinin doğruluğu veya insancıl olma kapasitesi meçhul. Kendi fikirlerimiz hatta bizi boşver tarihteki önemli insanların bile fikirlerinin değişime uğraması üzerine örnekler çok. Descartes'ın dediği gibi düşüncelerimiz doğduğumuzdan itibaren özellikle çocukluk evresinde aile ve öğretmenlerimizden korkunç şekilde etkilenir. Saf, kayda değer ve saygı duyulabilinecek fikirlere ulaşmak için yine ben de Descartes gibi bi metot geliştirmeye karar verdim.
-Öncelikle belli bir yaş seviyesine ve olgunluğa ulaşılmış olması gerekli. Herkesin düşüncesini söylemesi için 18'ini geçmesi gerekmiyor elbette ancak gençlik dönemi en kolay etkilenmeye müsait dönemlerden biri ve fikirler kolaylıkla şekil değiştirebiliyor. Maalesef ki ben de bu gruba dahilim.
-Fikri ortaya atan kişinin kaynakları sağlam olması gerekir. Fallar veya takvim yazısı kılıklı kaynaklar, hatta tek başına kutsal kitaplar benim için sağlam kaynak değildir. (Kutsal kitapları katma sebebimi belki başka bir yazıda uzun uzadıya açıklarım. İnançlı kişilerin bunu hakaret olarak algılamasını istemem ki amacım da bu değildir.) Medyayı da sağlam kaynak kategorisine katmakta kararsızım açıkçası.
-Belli bir yaş seviyesiyle birlikte eğitim seviyesi de önemli. Bunu da uzun uzadıya açıklamaya gerek yok sanırım. Ancak şunu da dipnot geçeyim ki her okumuş(!) insanın fikirleri değerli veya ilkokul mezunu bile olmayan kişilerin fikirleri değersiz gibi bi sonuç da çıkmasın. Farklı görüşlerle tanışabilmiş ve tartışabilme fırsatını bulan insanlar her daim daha öndedir.
-Karşımdakinin fikirlerini adamdan saymak için illa benimle aynı fikirde olması gerekli değildir. Hatta tamamen zıt biri de olabilir. Eğer ki ne dediğinin farkında olan biriyse gayet zevkli bi tartışma ortamı da oluşabilir.
-En önemli kriterlerden biri de kesinlikle bi canlıya zarar verme üzerine olmamalıdır. Örneğin sokak hayvanlarının iyiliği için onları zehirleme fikri benim için değersizdir. Veya erkeklerin kadınlardan üstün olduğunu savunan fikirler vb.


Şimdilik bi kadar yeter herhalde. Aklıma estikçe ekleme yaparım.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Mythos'tan Logos'a giden yoldaki kasis hakkında

Yurttaki çok sevgili(!) oda arkadaşlarıma veda edip 2 kişilik odama geçişimi kutlamak amacıyla birkaç şey çiziktirmek istedim.
Öncelikle "Mythos'tan Logos'a geçiş"te kastettiğim olay mitolojik düşünceden mantıksal düşünmeye, yani olayı olayla açıklama eylemine geçiştir. İlk filozoflardan kabul ettiğimiz Thales'in yaptığı iş budur kısaca. Benim bahsedeceğim olay bu mantıksallığa geçerken insanların hala nasıl tökezleyebildiğidir.
Birkaç hafta önce oda arkadaşlarımdan biri heyecanla elinde yıkadığı mübarek bardaklarla odaya girip "Baykuşun manası nedir?" diye bi soru sordu. "Bilgelik." diye cevap verdim fakat tatmin olmadı. Diğer arkadaşlarına doğru dönüp "Yaa ben hatırlıyorum baykuşun anlamı kötü bir şeydi internetten baksana bi." dedi. Baktı mal mal bakıyoruz ona doğru "Ya bulaşıkları yıkarken süngeri bi sıktım köpük baykuş şeklini aldı kötü bişi olmasııın......"
Yani ne diyebilirsin ki şimdi? Hayır öyle gerizekalı insanlar da değiller ama zihniyet yorumsuz.. Zaten bütün muhabbetleri "erkekler, kim kimle çıkıyor ve Taksim"den ibaret. Abartmıyorum, gerçekten öyle. Arada sırada böyle bilimsel konuşmalar da geçebiliyor tabi: Falcılar, hocalar, eciş bücüş vs.
Bu sadece küçük bir örnek. Kabile kültürlerindeki gibi 2 bağımsız olay peşpeşe gerçekleştiğinde mutlaka bi bağlantı kurma ihtiyacı hissediyo insanlar. Binlerce yıl önce bi kadın düşük yaptığında ve o yıl kuraklık olduğunda kadını cezalandıran zihniyetle şimdiki arasında pek bir fark yok.
Özellikle son zamanlarda moda olan "evrene mesaj gönderme" zımbırtısı da az çok bu meseleyle alakalı diye düşünüyorum. Ki ben nedenselliğe taptığım halde zaman zaman yanılgılar içerisine düşmüyor değilim. Halen daha "şans" olgusunu belli bir nedene bağlayabilmiş değilim çünkü..
Bu tarz zayıf noktaları iyi bilen insanlar da batıl inançların ve burçların yeterince ekmeğini yediler zaten. Yıl olmuş bilmemkaç muhabbetine girmeyeceğim ama "bilimsel bilgi" sözcüğünün hakkını vermenin vakti geldi bence.
Portakal Tanrısı hepinizi korusun!

22 Ocak 2013 Salı

Sevgili Çatkapı Mutluluk,
Sen de kardeşin Çatkapı Hüzün kadar kötüsün. Gerçekten. Hadi süpriz olsun diye diye aniden geliverdin; neden uslu uslu oturmuyorsun? Gerizekalı gibi görünmeme sebep oluyorsun.

3 Ocak 2013 Perşembe

Sevgilimle nasıl seviştim.

Bütün ayrıntıları bu kitabımda anlattım, keyifle okumanız temennisiyle.. Hazır siz okumakla meşgulken ben de rahatlıkla dünyayı kurtarmaya gidebilirim...

28 Aralık 2012 Cuma

Ufak değişikliklerin vakti gelmişti artık. Günlük yaşantımda bile bir şeyler aynılaşmaya başladıkça onları değiştirme hissi duyarım hep. Tırnağımdaki oje bile genelde günlük değişir; çok süslü biri olduğumdan veya kıyafetime uydurma derdinden değil, hoşuma gidiyor yalnızca..
Hoş olmadı mı ama hı?

Şindi felsefeyle alakalı arkadaşlara ufak bir sorum olacak. Halen daha blogumu takan birileri varsa ve konu hakkında bilgileri varsa beni aydınlatsınlar efenim.
Parmenides hangi gerekçeyle hiçliğin olamayacağını söylüyor? Neden varlıkta da hiçlik yok? Neden boşluk yok?
3 farklı soru gibi gözüküyor ama değil efenim, hiç değil. Biri beni aydınlatsın....

27 Aralık 2012 Perşembe

Neredeyse yarım yıl geçmiş, yıllanmışız azizim..

Küçükken hep seçilmiş kişi olmak istemişimdir. Hani olur ya çizgifilmlerde seçilmiş kişi veya kişiler olur, maceradan maceraya atılınır; çoğul olunca sıkı dostluklar kurulur, sonra hep iyiler kazanır falan.. Büyüyünce ne olacaksın denildiğinde aklıma direk o karakterler gibi olmak gelirdi. Kahraman değil yanlış anlaşılmasın benim kastım bambaşka. Ne bileyim..
Gerçi daha kendi yaşamımda bile başrol ben olmuyorum bazen. Hayatıma giren insanların karakterleri benimkinden baskın, kaptırıveriyorum kendimi genellikle.. İleriye bakmaya çalıştığımda gözümün önüne elime aldığım bir meslekten ziyade kendimi çok acayip işler yapan biri olarak görüyorum. Tabi bunların arasında dünyayı kurtarmak falan yok. İnsanlardan gün geçtikçe soğuyorum, daha doğrusu onlar soğutuyorlar kendilerini, bunları mı kurtaracağım ben? Eciş ile bücüş yer onları işalla.
Neyse buralara uğramayalı asırlar olmuş. Bu sıralarda ben üniversiteli oldum hatta finallerim yaklaştı ehe. Genellikle göçebe hayatı yaşıyorum fakat en sık uğradığım mekan yurt maalesef. Tabi yurt maceralarımı buraya yazıp kimsenin ciğerini kanser etmeye çalışmayacağım. Şu an bile oda arkadaşlarımı(!) boğazlamayı düşünmüyor değilim çünkü :)
Bölümüm itibariyle arada felsefik şeyler de karalarım buraya, yaşadığım aydınlanmalardan bahsederim canım isterse, hatta iyi bir çocuk olursanız size Hergele'de çay bile ısmarlayabilirim :)
Zeus sizi korusun!

4 Haziran 2012 Pazartesi




*Şu dünyada asla aramın düzelmeyeceği ve varlığının gereksiz olduğunu daima savuacağımdan emin olduğum tek hayvan sineklerdir. En en nefret ettiğim şeylerdir kendileri.
Hazır havalar da ısınmışken bu yokolasıca mendeburlar vız bız dolanmaya başlamadan ben şu böcükyiyen bitkilerden almayı planlıyorum. Türkiye'de nerede bulabilirim ki hmm..
*Yalnızca yeryatağı, laptop, minik bir buzdolabı+mini ocağı bi de masası olan bir öğrenci evi  istiyorum. Ev arkadaşı için mini ayrı odası olabilir olmadı perde çekeriz araya. Çok mu şey istiyorum?(Sen hele bi üni kazan da..)
Ha bi de tuvaleti unuttuk yahu..
*Hazır üni demişken derslerden sorumlu kalmadan geçmek için ortalamanın kaç olması lazım? Analtik 23ten 0 geliyor da :')))) Millet 44ü 45 yapmaya uğraşır benim uğraştığım işlere bak..
*Bir de ben öyle bir sakarım ki ayağımın kaymasıyla o ayağı alır mermerin en sivri yerine geçirir ve başparmağımın ayağımla buluştuğu yeri yararım çok pis. Hala kanıyo biç nasıl vurduysam.








Birkaç sene önce teyzemin işyerindeyken yan odada kitaplarını filan kurcalıyordum. Diğer odada ise bir kadın derdini anlatıyordu teyzeme.
Çaktırmadan-çok ayıp!- dinliyordum tabi. Bir ara muhabbet kadının evliliğine gelmişti
"Muhammedimi" diyordu "hiç sevemedim." "Kocam bile diyemediğim kişiden tecavüzle çıktı o."
Başta yanlış duydum sandım, bi insanın kocası nasıl karısına tecavüz edebilir ki yani kocan yani hayret bişi tecavüz sayılmaz ki bi kere oo...
"Ama" diye devam etti, "Emirimi gerçekten istedim, evliliğimi kurtarmak için ona ihtiyacım vardı ve çok şükür Allahım onu bana nasib etti."  Sonra yine bir "Ama"
"Ama bunun böyle devam etmesini istemiyorum. Bu hamileliği önleyici şeylerden taktırsam anlaşılmaz değil mi?"
O gün olayı tam kavrayamamıştım ama kadının her "Ama"sıda nasıl irkildiğimi hatırlıyorum.
Sonra muhabbet kaynanaya, zorla kapanmasına kadar uzamıştı işte.

Aslında bu konuda bir şey yazmak istemiyordum ama nedense bu olay aklıma geldi birden, yazmak istedim.

Kimse demiyor ki herkes işini görsün kadın hamile kalsın ve paşa gönlü istemediği için karnındaki hücreyığınının geleceğini söküp atsın. Siz yapın yapın olan çocuğa olsun zihniyetine en içten küfürlerimi yolluyorum buradan.
Bazı şeylerin farkına varmak lazım, bilinçlenmek gibi, birilerine söz hakkı tanımak gibi. Burada anlatılanla benim bahsettiğim olayın kesiştiği yerlerin farkına varmak lazım.
Hiçkimse kürtaj kararını kolay bir şekilde vermez. Eroinle Dans diye bi kitap var bilen vardır belki. Kitabı pek sevmemiştim ama beni etkileyen tek bir yer vardı, oradaki bağımlı kızın karnındaki bebeği aldırdıktan sonraki durumu. O yüzden beleşe konuşmak kolay da bir de bunları da görmek lazım.

Daha çok şey yazmak istiyorum aslında da herkes bloglarda aynı konuyu görmekten yeterince sıkıldı zaten. Ki bizi dinleyen de olmadığı için çok da uğraşmaya gerek yok.
Bu konuda karşıt görüşte olan varsa lütfen yazmasın, normalde tartışmayı seven biriyim ama böyle konularda fazla sakin kalamıyorum. Bu seferki adanam da fazla acı oldu :) Teşekkürler, teşekkürler...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Her telden..

*Hani filmlerde olur ya adamı örümcek ısırır yılan sokar cin kaçar bir şey olur da kurban süpersonik güçlere sahip olur. Hah işte benim de başparmağıma ısırgan dikeni girdi. Bildiğin kıymık gibi girdi parmağma küçük kırmızı bi nokta var şimdi acaba ısırganmadam olur muyum? Parmak uçlarımdan ısırık dikenlerinin çıkmasını heyecanla bekliyorum.
Bu arada Sanctum izledik okulda çok değişik bi filmdi izleyin e mi.
*Sayısal derslerden yine cortlamış biri olaraktan üstüne bi de beden dersinde istemdışı olarak gördüğüm o intihar sebebi "götçatalı"ndan sonra beni yemekler tanrıçası 2 porsiyon iskender ve yerfıstıklı mikemmel çoko metro kendime zor getirdi.
Tanrıça diyince aklıma şey geldi bu ülkelerin de cinsiyeti varmış ehe. Bi kitapta japonya için she diyodu çokacayip.
*Bir de bu kürtaj meselesi için bi yazı mı yazsam diyeceğidim ama bu blog ciddi bi yazıyı kaldıramaz sanırım. Çünkü ciddi oldum mu bir adana kebap gibi ciddi olurum. Aşırı yüksek 'eq'umdan(yersen) mıdır nedir kesin birileriyle feci fikir ayrılığı yaşarım. Farklı fikirlere kapalı olduğumdan değil sadece çok hassas bi konu.
*Emeen neyse okul bitiyo laan! Daha şimdiden 20li yaşlar cilt bakımları, yok efenim günlük basit makyaj sırları, rahat spor topuklar kuul saç modelleri filan fıstık derin araştırmalar içerisindeyim. Tabi nolacağım belli yine dandik bi göz kalemi niveanın anında eriyen vişneli parlatıcısı ve hassas ayacıklarım nedeniyle klasik sporlar ve alakasız saçlarım ile şıklığa teğet geçip koşarak uzaklaşacağım. Ama belli de olmaz tabi bu işler yılmak yok! Yeey..
*Bi de söylemesem çatlarım sonunda kendime benzetebildiğim içime sinen bir holivud yıldızı buldum! Diane Kruger! Benziyo dediysem andırıyo tabi yüz tipi falan özellikle kaşları göz şekli(malesef rengi değil) hık demiş benden pıklamış. Ben o hatun kadar güzellik konusunda şanslı değilim tabi. Kami-sama ikimizi yaratırken bende eli kaymış malesef.
*Bi de evde yapabileceğim para getiren meslekler araştırıyorum. Zaten önüme çok istekli olduğum bi hedef de koymadığım için böyle olacağı belliydi. Bu gidişle sonsuza dek evde oturup nikah şekeri hazırlamak zorunda kalacağım >__< (Kötü düşün iyi olsun(benim şansım da böyle işliyor nabalım))
*Rüyalarımda büyük gelişmeler var artık darbeler falan olmaya başladı. Padişah mı ne geliyodu bizim eve adam saf bir şey dünyadan haberi yok. Bunu öldürmeye çalışıyolar ve tabi ki ultrauyanıkartıçakal ve süper yetenekli ben devreye girip bir şeyler yapmaya çalışıyordum ama yapabildim kurtardım mı adamı hatırlamıyorum. Bir ara annemin kılığına girmiş biriyle dövüşüyordum o çok acayipti be.

Şimdilik bu kadar saçmalık yeter. Saçmaladığımın farkında olduğum halde gecenin bu vakti hala niye yazıyorum bilmiyorum sanırım kafa dağıtıyorum.
Sonuna kadar okuyan varsa benden gazoz kapağı hediye. Ayrıcana Almeda da gitti oh canıma değsin

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Sülfamat esterlerinin sentezi ve asit katalizli hidroliz reaksiyon mekanizması

Tırstınız dimi len. Korkmayın yukarda ne yazdığı hakkında benim de bi fikrim yok hidroliz dedim karşıma çıktı denyo.
Benim diyeceğim ders çalışma taktikleri hakkındaydı. Birçok(!) araştırma ve denemenin ardından farkettim ki harbiden en etkili öğrenme metodu anlatarak anlama. Henüz ders çalışma şevki getirecek yöntemi keşfedemedim ama onu da bulunca Dünya genelinde bi basın toplantısı yapacağımdan emin olabilirsiniz.
Gelelim etkili öğrenmemize! Evet anlatarak anlayaciiz.. Şöyle ki sizi dinleyecek bi nesnenin olması şart. Kardeşiniz olur(dayanabilirse), ev hayvanı olur balık gibi mesela (kedi köpek tarzı olursa ya uyur ya kaçar motivasyon düşer cık olmaz) olmadı peluş hayvan o da yoksa artık herhangi bir nesne.
Ben herhangi bir nesne kategorisinden bardağımı seçtim. Şöyle ki: Bak bardak, bu sülfamat esteri denen lavuk yapısına almış mı enseoikioyu? Heh yapısına da katmış mı sülfanomit sülfanonat esteri filan. Sonra organik düz zincirle bi dalmış bizim aminoasitlere.. Anlamadın mı? Bak şimdi bu....
Harbiden de böyle anlatınca ne dediğimi bilmesem bile biliyo gibi hissediyorum. İşe yarasa da yaramasa da güven geliyo en azından.
Neyse ben bardakla ders yapmaya gidiyorum~

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Maç izlemeyi bile beceremiyoruz

Herkes futbolla ilgili bir şeyler karalar da ben eksik kalır mıyım? Cevabı altyazı geçiyorum ve devam ediyorum; her zamanki gibi koltuk yakmalar silah atmalar kupa bizim hakkımızdı bilmem ne.. Taraftar ruhunu az çok anlayabiliyorum hani insan tuttuğu takımın kazanmasını ister elbet ben de biraz hüzünlendim açıkçası *yazarburadatuttuğutakımıdeşifreediyor* Bizim sınıf basketbolda karşı sınıfa yenilince duyduğum gibi bi üzüntü çocuğum ölmüş gibi davranmaya ne gerek var? Koyu gsli bi arkadaşa bu durumu danıştım ve cevap: Sen anlayamazsın. Anlayan var mı? Biri beni aydınlatsın.
Konsepte Aykırı'nda belirtilen kitle psikolojisi hakkındaki düşüncelerim bu yazıdakiyle benzer olduğu için ayrıca yazmama gerek yok, beceremiyorum da zaten. Maksat ufkunuz açılsın.
Hatırlıyorum da bundan birkaç yıl önce Trabzonsporun bilmemkimle bir maçı vardı. Arkadaşımın evinde izliyorduk. Gol attı galiba bunlar ve arkadaşımın babası tüfeği kaptığı gibi camdan havaya doğru sıkmaya başladı o__O Resmen travma lan. Severdim de Murat amcayı ama sağolsun hala korkuyorum ondan. Bi arkadaşımın babası da maç izlerken televizyonu vurmuş. Şaka gibi dimi? Değil malesef.
Bir de bu konu hakkında okunası şu yazıya da bir göz atmanızı isterim.

O değil de kardeşime doğumgünüsü için çi-madam almıştım beğenmedi lan. Bildiğin beğenmedi. Ben suluyorum şindi :'))
Bi de balerin topuzu yapmayı öğrendiydim evde tavuskuşu gibi geziyorum şimdi kafamı sallaya sallaya. Memleket kötü ondan benim bu halim. Kolum da çok pis ağrıyo.

11 Mayıs 2012 Cuma

Hayır yani suda yumurta haşlama da neymiş. Yağda yumurta neyime yetmemiş yahu. Yok sirkesiymiş girdabımış bilmem nesimiş. Neyine kızım senin mastırçeflere özenmek ha?!
Kalan tek yumurta da hiç uğruna gitti ya. Zaten yumurtayı pek sevmezdim ya neyse peeh..

Gece gece benim midem kalktı sizin de kalksın :3

6 Mayıs 2012 Pazar

Aaa evet, bir açıklama yapmak lazım şimdi değil mi? Gerçi tvlere yeterince konuşma yapmıştım ama burası eksik kalmasın.
Öhöm şimdi şöyle oluyor ki; 3 haneli binlerdeyim ama korkmayın ilk hanesi 1 :)))
Hiç çalışmadım süper puanım ayaklarına yatmayacağım hakettiğimi aldım zati. Neyse yea lysde bakıciiz.

Süpersonik bi çalışma tavsiyesi olan var mı? Öyle bi taktik olsun ki böyle 2 saatte her şeyi kapayım. Yok mu? Canın sağolsun.

15 Nisan 2012 Pazar

Canım korkunç bir şekilde araba yarışı oynamak istiyor. Nerden esti birden bilmiyorum. Bir de ananas istiyorum.
Hayır! İntegral çalışmam lazım!! En iyisi biraz uyuyim..

13 Nisan 2012 Cuma

Rüya tabirinden anlayan?

Burçlara da fallara da rüyalarda geleceği görmeye falan da pek inanmam ama şu aralar ciddi tırsışlardayım. Sınavdan önceki bikaç hafta rüyalarımda sürekli birileri ölüyordu ve her rüyam ayrı bi macera. Rüyalarımda bol ekşınlı film izledim resmen. Neyse sonra geçmişti de dün gece yine rüyamda biri ölüyordu. Öldüren ben değildim ama bi okulun önünde herkesin gözü önünde birini öldürdüğü için öldürülen bi kız vardı. Ben çıkıp bağırıyodum siz bu kafayla giderseniz böyle öldürmeler artacak falan.. Sonra bizim takımla gizli bir örgütü çökertmeye çalışıyorduk ama çökertemeden uyandım annem sağolsun.. Bi yerde de birini beyzbol sopasıyla bi güzel benzetiyordum yüzünü hatırlayabilsem keşke o kişinin.. Her neyse yok mu bu duruma bi çare? Masum insanların ölümlerine daha fazla sebep olmak istemiyorum :') Seçilmiş kişi falan mıyım acabağ? Hmm..